Benim Kalemimden...

KINALI KÖY

                                                        KINALI KÖY

 

 

                    Yıllarca önce Abdullah adında fakir bir  deve sürücüsü, tüm gayretine rağmen bir türlü geçimini düzeltemez.. Çok haşin ve merhametsiz olan karısı mütemadiyen ondan kudretinin haricinde öte beri ister durur.

Zavallı Abdullah günlerce aç susuz kalarak kendine yeni bir iş arar durur. Bazen yakala-

yabildiği av hayvanlarının etini yiyerek, açlığa karşı direnir. Fakat ne yaparsa yapsın karısının ve çocuğunun günlük nafakasından fazlasını çıkaramaz. Bir gün yine yorgun

eve dönünce karısı hiddetle üzerine yürür.

‘Bak’ der < ben sadece ekmek parası değil, daha çok para bekliyordum,elime kına alacaktım, biliyorsun komşunun düğünü var.> Zavallı adam hiç sesini çıkarmaz mahzun

önüne bakar. Kadın onu daha çok tahrik etmek için,üç dört yaşlarındaki  küçük kızını iyice doldurarak yollar. Varlıktan yokluktan habersiz çocuk,başını elleri arasına almış,

düşünen babasının yanına gider, gözleri yaşlı.

                - Baba der, komşuda düğün var. Bütün kızlar ellerine kına yaktı,parmaklarına yüzükler taktı, ben de isterim.

                –Baba Abdullah derin bir teessürle başını kaldırır, o an biraz ileride duran inek

mayısı gözlerine ilişir,çocuğunu avutacağı zannı ile:  

                – Git kızım biraz bez getir , bende senin eline kına koyayım der. Sonrada çocuğun küçücük parmaklarına mayıs kınayı sürer. Yalnız kalınca ellerini açarak:

                – Allahım, der, kendi isteklerim için değil ama sevdiklerimin isteklerini yapamadığım için ne kadar üzülüyorum biliyorsun.. Bu sözlerle göz yaşları  damla

 damla toprağa akar.

Baba Abdullah ertesi gün çocuğun ellerinin kına gibi tutup renklendiğini,göz yaşlarının döküldüğü yerde de bir kına ağacının çıktığını hayretle görür.

                Köyün ileri gelenleri toplanırlar, içlerinden bilge bir kişi;

              – Evet ,der, bir babanın çocuklarına ve ailesine karşı acze düştüğü ve onlar tarafından anlaşılamadığı zaman,duyduğu teessür, Allahın indinde bütün günahlarının

affına ve rahmet kapılarının açılmasına sebep olabilir.

                Köylüler,kına ağacını uzun yıllar kutsal bir emanet gibi muhafaza edip,hikayeyi kocasına karşı anlayışsız ve zulmedici olmaması için, gelin giden kızlarına anlatırlar..

                Hiç kimsenin hayatı tek bir çizgi üzerinde gitmez.İyi ve kötü, kazançlı ve dar

günler hep insanlar içindir.

Bir kadının kocasının yok günlerinde anlayışlı olması, onu çalışması ile desteklemesi de gerçek bir ibadettir. Bunun aksine hareket kocasını kötü yollara ve haram kapılarına

doğru iter.

Aile sorumluluğu tek başına değildir.Erkekler teessürlerini kadınlar gibi açıklayamazlar.

Gözyaşları daima içlerine akar.Bir babanın çocuklarının ve ailesinin isteklerini yapamayacak duruma düştüğü zamanki ıstırabını hiçbir zaman tasavvur edemezsiniz.

Bu acı,her zaman kına ağacı değil bazen de bir mezar taşı başına dikilen selvi ağacı olur.

  

 

                                                                              Salih BOZACIOĞLU

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »