Benim Kalemimden...

ÇİL HOROZ

 

 

                                              Ç İ L   H O R O Z

 

                   Zamanın birinde bilgin ve hatip bir vaiz yeni yerleştiği bir kasabada halka sosyal problemleri ve insani davranışları konu  alarak konuşmak ister. Ama daha önceleri  iyi yetişmemiş  imamlar tarafından masal varı  sözler dinleyen cemaat da eğitimde geri olduğu için,derin ve düşünce isteyen konulardan sıkılır.Daha konuya  

         Girer girmez ya fiskos konuşmaya veya birer ikişer dağılmaya başlarlar. Bu vaziyete çok canı sıkılan imam bir gün kan davası ve kadının ilim sahibi  olmasının cemiyetin temelindeki yerini açıklamak için iki ağır meseleye temas etmek isterken aynı itirazlı ve sıkıldıklarını belli eden kıpırdanışlara üzülerek bakar.Sonra birden hatırına yeni bir şey gelmiş gibi sesini yükselterek derki;

                     -  Ey cemaat şu kıssadaki fikrinizi söylemenizi istiyorum beni dinleyiniz;

          Adamcağızın birinin çok güzel bir çil horozu varmış. Çil horoz bir gün hastalanmış,başı iyice önüne düşmüş. Hayvana çok acıyan sahibi onu pek fakir olan komşusuna götürüp:

                     -  Al bunu ölmeden evvel kes de ye! Ben kıyamayacağım. Çok üzgünüm;

         diye vermiş. Fakir horozu memnuniyetle almış.Fakat kesip yememiş. Bir kenara bırakmış, hayvan ölmeyip günden güne iyi olmuş. Horozun sahibi :

                     - Onu derhal geri ver, horoz benim demiş…Öbürü de :

                     -Hayır horoz benim , sen bana onu kes diye verdin; Farz et ki kestim ,demiş. Nihayet kavga iyice büyümüş.

          Vaiz sözünü burada birden bire kesiverince cemaat:

                      - Peki horoz kimde kalmış ? diye neticeyi merakla beklemiş.Cemaatin bir kısmı sahibinindir, bir kısmı da öbürünündür diyerek bir tartışmadır gitmiş. Gürültü iyice yükselince vaiz sert bir sesle:

                       - Ey cemaat ne kadar kötü alışmışsınız.Kendinize ait gerçek davaları tartışıp hakikate erişmek yerine,bir horozun davasını uzatıp gidiyorsunuz. Kendi kendinize bir horoz kadar değer vermediğinizin farkında değilsiniz. Benim ilk vazifem size sizi tanıtıp hakikatlerin üzerine eğilmeye alıştırmak olsun  der…

                        Hz. Peygamberimizin yüz ellibin kadar sahabenin karşısında  Veda

          Haccında  irat ettiği hutbe insanlık tarihinin en muhteşem nutku dur. Hadis kitaplarının muhtelif fasıllarına dağıtılan bu hutbe yüksek ahlaki  ve pratik fikirlerle dolu olduğu kadar toplumu birlik ve beraberliğe götürecek, ilmi bir ruh aşılayacak emirleri ihtiva etmektedir. Sadece bu hutbenin fasıl fasıl camilerde konu olarak ele alınması bile aylarca sürer.

                         Kur’anı Kerimdeki sosyal bahisler ise başlı başına bir deryadır. Bütün bunlar dururken ,çoğunluk vaizlerin lüzumsuz vakit alan konulara temas ettiği,filan Cennette, filan cehenneme diye kalıplaşmış geleneklerden bahis etmeleri halkı bir nevi oyalamaktır.

          Bütün dünyada  diyanet işlerinin hükümete ve ana davalara kuvvetli bir destek olduğu asırların tecrübeleriyle sabittir.

                            Batının mini eteğini,cazını sazını taklitte mahir olduğumuz kadar,sosyal kalkınmalarını da  taklit edebilseydik kilisenin ve halkın kiliseye olan zaafının hükümete müspet yolda nasıl destek olduğunu da görebilirdik.

                             Çalışma, gençliğin sorunları, ilim,ahlak,temizlik, tevazu, medeniyette geri kalmışlığımızın sebepleri ve bunlar misali memleket ve vatandaş problemlerinin mana alemindeki değerini belirten konuşmalar yerine,halkı masal dinlemeye alıştıranlar, tembelliği ve uykuyu aşılamak vebalini yüklenirler.

                             Bu gün Hz Musa’nın  denizi yarıp nasıl geçtiğini  ilk okul çağındaki bir çocuk da anlatır. Ama gerçek bilgin ,bu kıssayı naklederken insan haklarına hürmet, hak yolunu tutmanın mücadeledeki yerini açıklayıp kıssadan hakikat ışığına geçer. Onun için vaiz bilgin olmazsa söyledikleri cemaat dağılırken dağılır.

                              Eğitimde geri kalmış köy ve kasabalarda ise bu durum daha da mühimdir. Halk bir defa çil horozun masalını dinlemeye alışınca bir daha zihnini yoracak gerçek davalara inemez.

                              Hatip kürsüden indiğinde dinleyenler geçici bir heyecana kapılmış

          olarak< amada güzel konuştu >demişlerse konuşma başarılı değildir. Ama halk artık bir şeyler yapmalıyım,kendime gelmeliyim,hakikati görmeliyim diye düşünüyorsa konuşma başarılıdır. Halkın vaktini asılsız lafla almanın maddi ve manevi vebalini bilenler ve sözlerini ilahi hoşnutluğa göre düzenleyenler için bu gerçekten mühimdir…

                                 

                                                         Salih BOZACIOĞLU

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
1 yorum yazilmistir

2008-07-03 15:37:28 - :)

Yazan: elpis
hayırlı kandiller
Bağlantı - -
« Önceki -