Benim Kalemimden...

ÇİĞİL GÜVERCİNLERİ

    ÇİĞİL GÜVERCİNLERİ

 

 

                               İran’da  Safeviler soyundan gelen Haydar bey tarihteki meşhur Uzun Hasan’ın kızı  Alam şah ile evlenir.Gelin alayının hazırlıkları devam edip,şehrin güzel kızları gergeflerde çeyiz eşyalarını işlerken, Alem şahın içine yeni gireceği hayatın endişeleri gölge gölge düşer. Bir gün Türkistan’ın güzelleri ile meşhur  Çiğil bölgesinden gelme,pek okumuş bir kadın olan dadısına derki;

                             - işittim ki nişanlım Haydar bey ziyade av meraklısı imiş. Sarayda bu yüzden annesini görmediği aylar olurmuş. Doğrusu eğer böyle yapar,beni yabancı ülkelerde yalnız ve ilgisiz bırakırsa ,bende babama bildirip onu rezil eder,üstelik kaçar gelirim.

                               Dadısı güzelliği  dile gelmiş,ince uzun endamlı,esmer koyu yeşil gözlü bu alımlı kıza derin derin bakarak ,

                            - Sultanım doğrusu bu düşüncenize ne diyeceğimi bilemiyorum. Ama memleketimin çok içli bir masalı vardır. Onu size anlatayım da kıssadan hisse çıkarın der…

                            < Evvel zaman içinde, dünyanın en güzel kadınlarını bağrında yetiştirmekle meşhur memleketim Çiğil de Seyide adında bir güzel yaşar. Şairler onun üzerine mısralar yazarlar,arzuları olanlar yüzüne bakarak dilek dilerler. Seyide ise kendinden yaşlı kocası ve iki çocuğu ile,bütün bu aşırı iltifatlara yüz çevirip,mütevazı bir şekilde evinde sessiz sedasız yaşar. Kocası yüzlerce güvercin besler.Bu merakını o kadar ileri götürür ki, kuşlarını gece de kontrol edebilmek için, uykusunu bölüp,yuvalarına gider. Yemleri, suları,kuluçka mevsimleri,yuvalarının temizlenmesi derken Seyidi’nin evdeki mevcudiyetini bile unutur.

Bir gün bu güzel kadına uzak ülkelerde bulunan annesi misafir gelir.Kızının hayatını yakından izler. Kendince verdiği hükümlerin doğru olup olmadığını kesin olarak öğrenmek için, ona mesut olup olmadığını sorarak iyice sıkıştırır.

                                 Seyide pek müşkül durumda kalır. Kocasının ilgisiz olduğunu söylemekten ve onu şikayet etmekten öylesine utanır ki, ne cevap vereceğini şaşırır.

O gece aile  sırlarının ortaya çıkmaması ve çocuklarının babasının kötü bir zan  altında kalmaması için annesinin bir an önce evine dönmesi için dua eder.

Hayatının ıstırabını ortaya  çıkaracak,aile sırlarını aleniye dökecek bir mücadelenin açılmaması için uzun uzun Allaha yalvarır. Acılarını utançtan ve sorumluluk  duygusundan içine gömerek, sabırla anlayışla halletmek için kendisine kuvvet vermesini diler. Ama  böylece nal ve çivi arasında ezilen ruhu öylesine süzülür ki saf billurlar gibi olur.

 Uyuduğu zaman kirpiklerinin etrafından sızan göz yaşlarını  melekler kalp mabedine kandil yapmak için usulca toplarlar.

                                   Ertesi gün güneş doğmadan uyanan kocası bütün yuvadaki güvercinlerin uçtuğunu hayretle görür. Bunlar şehrin her tarafına birer güzel kız olarak yayılırlar. Ondan sonra güzel kadınlara Çiğil güvercini gibi denmesi adet olur.

Hadiseye şaşıran  Seyide tepede oturan ihtiyar bir münzeviye gider, olanları anlatır, İhtiyar ona der ki:

                                    - Evet bir kadının aile sırlarını, kocasının zaaflarını etrafa yaymadan düzene koymak için ıstırap çekerek  sessizce mücadele etmesi, ilahi alemde öyle yücedir ki, gerekirse bir gecede onun hayatına ortak olan güvercinleri azat eder.

                                      Ondan sonra  Çiğil  güzelleri dünyada sadece endamları, pürüzsüz ciltleri, derin bakışları ile değil , bir kadının en büyük ziyneti olan utanmaları, sabırları ve itaatleri ile tanınırlar…

 

 

 

                                                                                               Salih  BOZACIOĞLU

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »