BİR BABANIN HİMMETİ
B İ R B A B A N I N I N H İ M M E T İ

Bağdat’ta yaşayan Rufa i büyüklerinden Hasan dede ,talebeleri arasına bir türlü katılmayan oğlunun avare avare yaşayıp her saat her dakika dünyadan kam almak arzusunu bir türlü yenemez.
Bir gün başını elleri arasına alarak;
-Ya Rap, der; bıçakları emrime alıp kesmez,demiri batmaz hale getirdiğim halde ,şu oğlumun kalbine himmetimi ulaştırıp ona çalışma ve okuma zevkini veremedim… Yoksa, bir insan kazanmak uğruna yaptığım mücadelede şefkatimin büyüklüğünü,sabrımın derinliğini ölçmek için mi beni sınarsın? Diye acı acı iç çeker.
Diğer taraftan oğlu azıttıkça azıtır. Hayata karşı hırsı arttıkça çılgınlığı hudutsuzlaşır.Bir gün kendisine Ab-ı hayatı bulup içenin ebediyen yaşayacağını, bunun
Hint’te ,Yemen de belki de mısır da olabileceğini söyledikleri zaman, onu aramayı kafasına koyar. Yolculuk için lazım olan parayı temin etmek için de pek kötü bir plan hazırlar. Bir gün ,babamı Fırat ta kayık la gezmeye çıkarır,açılınca da kayığı batırırım.İhtiyardır kalbi tutar, sahile kadar yüzmeye dayanamaz. Böylece de bana kalan evini bahçesini satar yola çıkarım der.
Günlerden bir gün; < Gel baba sıkılmış görünüyorsun ,seni Fırat ta şöyle bir kayıkla gezdireyim> diye yanına sokulur. Hasan dede de oğlu ili baş başa kalıp ona nasihat etmek fırsatı aradığı için hemen kabul eder. Kıyıdan biraz açılınca hayırsız evlat
Gözlerini bir an,babasına diker. Vücudunu tuhaf bir ürperti kaplar.Ama yinede kararından dönmez.
Babası ışıklı gönlü ile her şeyi anlamış gibi bakışlarıyla oğlunu derin derin süzerek mukabele eder ve birden bire:
– kimse vaktinden evvel ölmez oğlum der.
Delikanlı, ilmin derinliklerini gayp aleminin sır perdelerine açılacağını bilmediğinden,bu sözleri tesadüf e bağlayarak ;
–Elbette öyle baba, diye alaylı alaylı cevap verir.
Sonrada kararını tatbik için biraz daha küreklere asılırken, birden kara bulutlardan yağmur yağmaya başlar.Kendi kendine < bu yağmurun başlaması da ne iyi kayığın afattan battığına milleti inandırmam kolay olacak> diye düşünmeye başladığı an
Yakınlarına düşen bir yıldırım teknelerini alt üst eder. Baba,teknenin yarısını bölüp alan
Ve oğlunu baygın hale getiren hadisenin tesirinden hemen kurtularak oğlunu sırtına
Alır ve yüze yüze sahile kadar getirir. Aradan uzun bir zaman geçer çocuk iyileşir. İçini
derin bir utanma, vicdan azabı kaplar. Babasının istediğinden de fazla itaat gösterir.
Ama her yüzünü görüşte onu nasıl ve neden öldürmek istediğini ayıplayan ifadesini sezer.
Nihayet bu acıya dayanamayarak, bir gün gizlice evden başını alıp
Çıkıp gitmek ister.Kapıya geldiği zaman babası karşısına çıkarak:
- Dur oğlum der, biliyorum benden kaçıyorsun; ama kendi kendinden kaçabilecek misin? Delikanlı hayretle:
- Demek biliyordun, kayıkta son dakikaya kadar ne düşündüğümü, her şeyi biliyor muydun?
- Evet
- O halde şimdi içim de belki bilmiyordur diye bir şüphe de kalmadı; bırak beni başımı alıp gideyim baba.
İhtiyar , bu konuşmalardan sonra elini onun omzuna sevgi ile koyarak:
- Hayır gitme, seni af ettim.Çünkü; benim şefkatim senin kabahatinden büyük ve üstündür.Çünkü; aradığın Ab-ı hayatı bura da bende bulabileceğine inanıyorum der.
Delikanlı heyecanla;
- Sen bulup içtin mi baba? diye sorunca da;
- Evet oğlum, bu gerçek ilimdir ki insan ona erişince Allah ile hemhal olur.(ben) sıfatı kalkar, her şey sen de toplanır.Kal burada evladım, ilmi öğren ve gerçek insan ol ki,
sevgin ve şefkatin kinlerinden ve kötü düşüncelerinden arınıp daha yüce makama erişsin..
SALİH BOZACIOĞLU
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazilmistir « Önceki - Sonraki »